Bu Şehri o şehirden getirilene direnenden ve direngen mahreçli şeylerden mi temizleyeceğiz? Bu Şehri o şehre imrenenden ve o imrengen mahreçli şeylerden mi temizleyeceğiz?
Adamın şehri tertemiz, düzenli, hiçbir aksama vermez, arızalar bile üstesinden gelinirken seyre değer maharetefza sebepler tahtında, vs. ilahiri her iyi ve güzel neredeyse ya o şehirden çıkıyor yahut hepsi o şehre gelmiş sanki. O şehir ile işte içinde bulunduğumuz bu şehir arasında dağlar kadar fark var. Ona ait iyi ve güzel olan şeyleri bu şehre getirelim dediğinizde direnen, iyinin güzelin girişini tıkayan ne var ise işte onların hepsini bu şehirden temizlemeniz lazım.
Hani diyorlar ya “bal dök yala misali sokakları var kardeşim, tabi eve ayakkabıyla girersin n’olacak yani”. Yine diyorlar hani, “adamların bir tek müslüman olmadıkları kalmış kardeşim”. Bugünlerde Ekonomi Güvenliği dedikleri bütün maslahat hiç takılmadan yağ gibi işler kılınmış o şehirde ve bu şehrin ahalisi de öyle bir öykünmeye mağlup olmuş, kendi de hayret ediyor. Hatta müslüman kalmayı kendine değil daha çok ve daha yerinde görerek o şehrin ahalisine layık buluyor. Çünkü müslüman kalmaya yararlı sosyal müesseseler o şehirde var ve o şehrin ahalisi kurmuş onları. Kendisi bu şehirde ne o müesseselerden nasipli ne de inşa etmeye niyetli.
Bu Şehri o şehirden getirilene direnenden ve direngen mahreçli şeylerden mi temizleyeceğiz? Bu Şehri o şehre imrenenden ve o imrengen mahreçli şeylerden mi temizleyeceğiz? Ben diyorum ki, şehrin kıyafetini necasetten ve südurunu habisten temizlemeyi başaramamışlık, başarmış olanı ibret alsın elbet. Fakat şehri cenabetten temizlemedikten sonra necis ve habis her an şehre musallat olabilecektir. Hatta şehrin bir parçası halinde kanıksanıp şehre yerleşecektir bile. Demek ki şehri cünüplükten çıkarmak gerek.
Cünüp şehir abdestli şehir ayırımı mı var! Yok tabi. Şehir ya vardır ya yoktur itikadımızca. Fakat cenabetliklerin bütünü bir manası varmış sandırılıp ta şehirlinin kabulüne girebildikte şehir nedir kalmadı önümüzde ardımızda. Mecburen hal-i mahzurun şehir telaffuz edilegelmesi yüzünden cünüp şehir tabir ediyorum. Ve yitirdiğimiz, kaçırdığımız şehrin adı da gayet tabii ki tabirimizde “abdestli şehir” oluveriyor.
Bir telmihle söyleyince daha bir düşündürücü olduğu için bu şekilde söylemeyi tercih ettim biraz da yani. Fi’l-vaki hal-i mazhur şehirde… hani sözün başında “düzgün ve üzgün” dercesine iki şehir tasvir ettiydim ya, işte o şehirlerin ikisinde de mütemadiyen bir cima hali var. Bir mahsül bir fayda bir hizmet bir servet ortaya çıksın için vaka-yı adiye raddelerinde helal-haram ayırmadan hatta, kimin şeyi kimin şeyinde meçhul ama ille birinin şeyi birinin şeyinde işbaşında bu ve o şehirde. Bu şehir iki cami arasında bînamaz olduğu için başarısız, o şehir ise çatal kafalı olmadığı için başarılı aslında.
Yapan (müteahhit) “kar elde etmek” için yapıyor. Yaptıran (seçilmişler) “makamda kalmak” için yapıyor. Yaptırtan (halk ve bürokrat) nemalanmak için yaptırtıyor. Hal-i hazır şehirde yapan, yaptıran, yaptırtan bu durumlarını devamlı ve yeni moda tabirle sürdürülebilir kılarak muhafaza ediyorlar. Aralarına almışlar “şehri” dört bir yanından üşüşmüşler üstüne: biri politik, diğeri public, öteki kâr, beriki verimlilik adıyla ve adına habire istismar ediyorlar. Tekrar emir seçilmek hırsı olmasa yola yolağa, suya sulağa, göze kulağa bakılmayacak ki, işte bu hırsın yüzü suyu hürmetine beldenin işi gücü, adamın birinin dişi düşü üzerine ihale edilmese. Sınırsız ve sürekli kâr biriktirmek tamahı olmasa yol yolak, su sulak, göz kulak işlerini yapan çıkmayacak ki, işte bu tamahın yüzü suyu hürmetine beldenin işi gücü, adamın birinin dârı kârı üstünden kotarılmasa. Hal böyle olunca şehrin bütün yolu, suyu, gözü, kulağı kimin belinden inmiş kimin göbeğinden çıkmış olduğu bellisiz bir piç mesabesinde değil midir yani sizce! Yani yaptırtan bir hasat yapılabilsin de ne hasadı olursa olsun meşrebinde midesiz olduktan sonra meşru gayr-ı meşru ayırımı önemli mi görülür o şehirde sizce!
Alın size "Ekonomi Güvenliği" adına paravan tutulmuş şehirler. Şehir mi diyorsunuz bunlara! Tezgaha geliyorsunuz diyorum da az bile diyorum.
Gereklerini, gerçeklerini, geçerlerini tayin etmeye değil de bilmem kimlerin bilmem nerelerinin keyfini tamam etmeye bindirilmiş bir şehirciliğin neresini temizleseniz veya neresine bal dök yala temizlik kurgulasanız bir şehir zuhur etmiş olmaz. Zaten şehir ile demokrasiyi ayrı düşünemeyen zihinler, işte bu cenabet kafanın içindedir. Çünkü o kafanın şehri de idaresi de ortada spekülasyona açık ve amade bir aşevi motoru peydahlanmadıkça vücut bulabilememektedir. Şehir, insan kısmısının mısmılını ve murdarını tarif eden en muhataralı ve hakikatli metin olarak kapısına eğer Bakara Suresi’nin ilk 20 ayetini asar ise ahalisinin abdestini fısk u fücurdan sakınma iradesine sahip olduğunu belli edecektir. Bu türden çeşit çeşit “ihsas vasıtalarını” yaşatmak azmi göstererek temizlenmek için bir başlangıç yapmış olabiliriz.