Bir yüzyıl önce, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi bizde benzer “envanter” çıkarma çalışması yapılmakta olduğunun işaretlerini veriyor.
Napolyon Bonapart Fransa tahtına oturduğunda ülkenin röntgenini çıkartmak için hummalı bir şekilde çalıştırdığı istatistik büro kurduruyor. Napolyon yeni ülkeleri tahtına aldıkça bu büroya yeni masalar ekleniyor. Benzer hummalı çalışma Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda da gözleniyor aynı tarihlerde. Müthiş detaylı şekilde “kartografya külliyatı” teşekkül ediyor neticede.
Bir yüzyıl önce, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi bizde benzer “envanter” çıkarma çalışması yapılmakta olduğunun işaretlerini veriyor. Şehir Kanunnameleri’nin dayanağı olan saymacalar yaptırmak ve o saymacalardan da vergi tahakkukları tahriç etmek için görevlendirilen Varidat Katipleri’nin kaleme aldıkları “emval cetvelleri”nden haberimiz var. Osmanlı İktisadı’nı çalışan İktisat Tarihçileri bu cetvel, defter ve kanunnameler sayesinde biz okuyucularına kitaplar yazabilmişlerdir.
Bugün adı falanca şehrin “gelişmişlik göstergeleri” diye kondurulan yıllıklar yayınlıyor ilgili bakanlıklar. Daha doğrusu her bakanlığın en ücra taşra biriminde kurulu olan “istatistik büro”ların doldurdukları röleve kağıtları… mesela ülkemizde Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TÜİK) toparlanıyor ve bakanlık kadroları istifade etsin diye TÜİK tarafından yayımlanıyor.
Napolyon kurduğu işbu istatistik büroyu daha sonra lağvetmiştir. Çünkü büro ülke verilerini “açık, anlaşılır, standart tanımlı” okuma yapmaya müsait derleyememiştir. Büro, doldursunlar diye şehirlere, kasabalara dağıttığı istatistik röleve kağıtlarını maksada uygun şekilde geri toplamayı bir türlü başaramamıştır. Belediye başkanlıkları, mahkeme reislikleri, maliye vekilharçlıkları, garnizon komutanlıkları maksada tedahül edemedikleri ve kasten bigane kaldıkları için büroya gönderilen röleve kağıtları yanlış rakamlarla doldurulmaktaydı zira. Fakat en büyük mesele bürokrasinin angaje edilemeyişi değildi. En fenası, Fransa’da 30 bin farklı “ağırlık ölçüsü” birimi cari idi. İsim farkı değil, bizzat kemmiyeti farklı 30 bin değişik ölçü… Uluslararası Denizcilik Jargonu sayesinde ancak Avrupa İktisat Tarihi araştırmaları yapılabilinmekteyse işte bu yüzdendir. Çünkü Fransa’daki durum Alman ve İngiliz topraklarında da geçerliydi. İspanya ve Balkan toprakları Avrupa’nın bu “ölçülemezliği”nden asan idi. Çünkü en az bir kere İslam Fethi yaşanmış topraklar idi buralar. Yerel ölçü birimleri ve eşyaları şehrin müslüman emir ve beyleri tarafından standartlaştırılmış idi oralarda.
Bu ahval “şehirlinin yapıp etmelerinden doğan” verilerin “şehirlinin yapıp etme kararlarına açılması”nın hiç düşünülmemesinin, bi’l-akis, o verilerin şehre musallat olan hükümet mihraklarının tekelinde toplanmasına azmedilmesinin sonucudur. Veri toplayamayan merkezi hükümet, sırf kendine veri tutan mevzi hükümetlerin sakınmaları yüzünden toplayamıyordu. Ve bu mevzi hükümetlerin vazettikleri “güya ölçüler”den de merkezi hükümet herhangi anlamlı bir veri tahriç edemiyordu. Ve istatistik büroları geçici olarak kapatılırken Ansiklopedistler’in yayınlarına destekçi olmaya bakılır Fransa’da. Modern Bilimcilik’in taksonomi ve nomenklatura çalışmalarından uyarlama yapılarak beşeri, fiziki ve mesleki veri yığınları hükümet kadrolarına “okunabilinir” kılınmaya bakılmıştır Fransa’da. İngiltere’de “Mahalle Kütükleri” ihdas edilmiştir. Almanya’da ise meslek, ticaret ve sanayi odaları teşekkül edilmiştir. Yani beşeri hadisatın doğurduğu veriler, o hadisatın faillerine tasnif ettirilmiş fakat hükümetle birlikte iş tutma imtiyazı bahşedilen fail-temsilcilerden başkasına açılmamıştır. Türkiye’de ise meslek, ticaret ve sanayi çevrelerindeki yerel iş örgütlenmeleri bozulup o iş ve oluşlar hükümetin memurlarının yani bürokratın yetki alanına sokulmuştur. Göstermelik bir şekilde de Almanya’nın oda ve borsaları ithal edilmiştir.
Gele gele bugün “işlenecek bilgi işlenmeyecek bilgi elemesi yapmaya gerek duyurmayacak kadar keskin standartlaştırma” altlığı üzerinde yürütülen bir bilgi paylaşım ortamları icat edilmiştir. Kendi kapalı devre ağlarında paylaşılan BigData diyorlar buna. Bulut kümeleri halinde çevrelenmiş BigData platformları getirilmiştir şimdiki güne. Private Cloud ve Public Cloud. Kurum/Sektör içi datanın birtekciğini bile çöpe atmamayı başarmak için Özel VeriBulutu sistemleri ve yanı sıra o kurumların/sektörlerin halkın öngörülebilir yanılgılarını işleyebilmesine matuf tesis edilen Kamu VeriBulutu sistemleri geliştirilmiştir artık.
Çünkü veriyi doğuran özerk ve mahalli emellere hükmetmek isteyen tıynet o verinin iletilmesine de, hep, vaziyet etmek isteyen güç merkezlerini kuran ve dayatan tıynet idi. Tarihin her paragrafında kayıtlıdır ki, mesela posta idarehanelerinden müşahede ediyoruz: haberleşme tekeli siyasi otoritenin vazgeçmediği bir alet olagelmişti zira.
Bu sistemleri geliştirmeyi çalışan kişiler (güya mühendis ve alimler) hükümete yani güce katılmaya amade iken ve harcırahları hükümet tarafından tahsis edilmekteyken, ülkenin, beşeri mesela iktisadi röntgenine, monitöringine o eydeşmenin ve haberleşmenin gerçek aktöreleri vakıf olabilemeyeceklerdir. İşini ve yerini bilerek, işinden ve yerinden mahreç malumata ererek yurttaşların yani kamunun sahip olabileceği birikimin hükümetin tekelinde olmasına azmeden irade galip geldiği için şehirlerimizin bir VeriKüresi yoktur ama işte tam da bu yüzden VeriBulutu zeplinleri şişirilir, dolandırılır şehirlerin üstünde.