Titizliğin, zevk-i selim’in, ünsiyetin, terbiyenin her amaç, nesne ve olayda arkalanan bir çekirdek mana olmasında kararlı insanların önce yurt ve giderek vatan kıldığı yerdir şehir.
Şehre gelmek sizi şehirli yapmaz. Çünkü şehir cangıldan değil beşerin azgınlıklarından ve berduşluktan korunmak için kurulmuştur. Şehre girmenin şartları ile şehre girmesi yasaklananlar bir bölünmez bütündür. Bunlarla aynı sıra şehir ne düşman ne acziyet karşısında bir tehdit üretmek içindir. Yine de şehir eğretiler ve çirkeflerden asan değildir. Yani bir cepheden bakınca şehir, ortak şeyleri olmayanların oluşturduğu bir toplum gibi görünebilir. Şehir, ortak şeyleri irca edile edile neticede “bir acziyet ve bir sakınma karşısında imece” hasıl etmek amacıyla da kurulmuş değildir. Harem-i âmin’dir şehir. Nefsin terbiyesine ehemmiyet vermeyenlerin ancak ve ancak harami yaftasına mahpus kalacağının ispatıdır şehir.
Titizliğin, zevk-i selim’in, ünsiyetin, terbiyenin her amaç, nesne ve olayda arkalanan bir çekirdek mana olmasında kararlı insanların önce yurt ve giderek vatan kıldığı yerdir şehir.
Şehir niye oraya kurulur? Şehri kuranlar niye o kişilerdir? Niçin bu şehirlisinizdir de o şehrin ahalisinden değilsinizdir? Şehir olmayabilecekken niye bir şehir vardır? Yapıp etmeleriniz nihayet bir “şehre” varır da yahut niye bir yurtluk şehre inkılap etmez? Bir yurtluk ne olmadığı surette genişler ve içinde birden çok şehir zuhur eder ya da ne olduğu sayede bir şehirle yetinir beşer?
Netice-i asli, netice-i arızi ve netice-i keyfi olmak üzere üç sebeple izah edilebilir sorulardır bunlar.
Nüfus ve nesil netice-i asliyenin nevilerindendir. Netice-i arıziyeden olarak bir çok amil yüzünden bir kıyı, zirve, yayla, ova, çatak veya başka bir coğrafi mecra şehre karar kılınan bir yer olabilir. Afetler gibi nefsi müdafaa gibi gerekler arzın bir mahallinde sizi hazara iter veya belki ısrar ettirir. Netice-i keyfiyyenin zımnında ise mesela meslek, meşguliyet, tul-u emel gibi muharrikler vardır.
Bütün bu zengin faslın hepsinin ya baştan beri belli bir ihtiyarla ya devamla hasıl olan maddi manevi birikimle, değerlerle alakası vardır.
İsmi eskimiş ve dolayısıyla anonim yani hatıraları unutulmuş kişilerden veya ismi eskimezlik kürsüsüne ermiş ve dolayısıyla belli muşahhas kişilerden niceleri, biri beşeriyet diğeri içtimaiyyat olmak üzere iki başlık altında kafa yormuş bu konuya.
Fakat Beled Suresi’nden alacağımız nice dersleri ihmale devamla beşeriyet nedir, içtimaiyyat nedir ve dolayısıyla şehir nedir metrabe nedir öğrenmemiz mümkün olmayacak.
Bu yazı bir giriş olsun. Beled Suresi’nden ilhamla şehirlinin pul olanını ve altın olanını tefrik etmeye çalışalım. Ve inşallah şehir nimetini idrak etmeye bir adım atmış olalım.