Şehir “Nümayiş Alanı” Da Değildir, “Sitayiş Alanı” Da

Muhavere yönüne bakınca nümayiş gibi görünüyor. Mutabaka yönüne bakınca sitayiş gibi görünüyor.

İsminizi… daha doğrusu “falanca dertle dertlenenler olduğunuzu” tebarüz ettirecekseniz bir nümayişe kalkışmış oluyorsunuz. Hemcinsinizi… daha doğrusu “kimin mümessiliniz olduğunu” tezahür ettirecekseniz bir sitayişe teşebbüs etmiş oluyorsunuz. Ve beşer cinsinin bütün nümayişleri ve sitayişleri hep bir tereddüt bir şüphe bir tekinsizlik… yani “şahidini temin edemezlik”le malüldür.

İkaz ve ihtar ölçülerini aşarak isminizi meydana okumak alanına girmişseniz “işinizi arzetmekten” geri kalmaktasınızdır. Zaten “işiniz olsa”, “meydan okumak” alanına… Türkçe’si “kafa tutan olmaya” adım atmazdınız. İşinizi yaparak ikaz ve ihtar serdederdiniz.

Nitekim “şunun ve bunun yüzünden, şu ve bu yüzden işimizi iyi yapamıyoruz” diyerek nümayişe kalkışılmaz. İşinizin, iş bilirliğinizin, künhe vakıf oluşunuzun bir parçası olan “meydan işini” yapmak için meydanlara çıkılır. Ki o meydan da “işinize kibrit suyu döken” olayın zuhur ettiği meydandır ve oraya vardığınızda “yanlış yapılan işin doğrusunu tatbik etmektir” nümayiş. Ağaçları kesiyorlarsa, siz de ağaç dikenlerdenseniz gidersiniz o kesim yerine ve “ağaç dikersiniz”. Bildiğiniz ve yapageldiğiniz işi “yanlış yapanın elini kolunu bağlamaya kalkışmaktır” nümayiş. Ağaç kesme emrini verenin ağzını kapamaya gidersiniz makamına. Nümayiş, kabadayılık imiş gibi geliyor tabi böyle tarif edince. Hayır esasen başka tarifi de yoktur. Fakat "işsiz ve iş göremezliğe iteklenmiş" adamın nümayişini "esasını tebarüz ettirir" şekilde gerçekleştirmesi güçtür ve bu şartlar altında bi'l-hassa o nümayişin özünü görmek isteyene de güçtür esası görmek.

Nitekim “aramızda bizim hepimize herhangi birimizden en âlâ benzeyeni” yani mümessili takdim etmek ya da desteklemek için meydana çıkmak da abesle iştigaldir. Zaten takdim etmişsinizdir, kimi seçmiş olduğunuz bellidir. Yani siz kime sitayişle katılmakta olduğunuzu bir daha niye göstereceksiniz ki!? Ha, mümessilinizin uğradığı müsadereye, tahkire, tezyife, tahfife karşı kayıtsız kalmadığınızı belli edecekseniz eğer “nümayiş ehlinden olarak” davranmalısınız. Mümessilinizin uğradığı engellemeyi, o engelleme fiilinin işlendiği yere gidip o fiili işleyen eli bağlamalısınız yani.

Muhavere yönüne bakınca nümayiş gibi görünüyor. Mutabaka yönüne bakınca sitayiş gibi görünüyor. Gerek tezatın gerek temsilin müstahzarlarını aramaya bakınca şu iki tür müteessirden ne nümayiş görüntüsü alabilmekteyiz ne sitayiş. Zira nümayiş ve sitayiş mahallerinde o nümayişe yahut sitayişe amil mecra ve icradan eser yok. Şehrin herhangi meydanı, “şahidini temin edemeyen” işbu güya nümayiş ve sitayiş için işgal ediliyor. Oysa şehrin meydanları işlerin ve kişilerin, hasılatın ve hasletin arza adım attığı yerlerdir. Bir arz-ı endamın berduşluk mu veya yalakalık mı olduğu yok öyle değilse “iş olduğu” da zaten “şehrin meydanlarında” ortaya çıkar.

Nümayişkarların muarızı ve sitayişkarların muhatabı olan Başbakan şu güya nümayişin genç kahramanlarını “ananeden habersizler” diye itham etti. “Onlara geleneklerimizi öğretememişiz demek ki” dedi. Aynı ithama “sitayişkarlarını” da dahil ettiğinin farkında olamayarak söylemiş oldu aslında.

Çünkü gelenek, bir mezbur değildir. Gelenek iş işlemeyle tevarüs eder. Tevarüsle intikal eden şey de ezber edilen şey değildir. Ama gelenek dediğimiz birikimin ezberden başka hiçbir seyr ve süluk mümkünü kalmamışsa, beğendiğiniz gençlerin beğenmediğiniz gençlerden hiçbir farkı yoktur artık. Zira nümayişe ve sitayişe taşıdıkları “hiçbir iş bilirliklerine, hiçbir işe devam ederliklerine” şahit olmadığımız gençlerimizin “hiçbir iş öğrenmek mecraları” yoktur. Evde dört duvar arasında, okulda dört duvar arasında ve ikisi arasında da araba kasalarında “cevherlerini ifsadettiğimiz” gençliğin “şehir meydanlarına” taşıyacakları elbette ya berduşluk ya da yalakalık olacaktır. Acaba Başbakan, “il mi yaman bey mi yaman” diyebilen yani geleneği bilen gençler istiyor mu? Acaba Başbakan, “mümessilime yaptırılmayan işi ben yaparım” diyebilen yani geleneği bilen gençler istiyor mu? Başbakan neyi kimden istediğini biliyor mu? Başbakan, istediği şeyin de arzettiği şeyin de ne olduğunu bilen gençlerin Recep Tayyip Erdoğan’ı mümessil seçmeyeceğini biliyor mu?