Şehir Ne “Günah-Mübah” Bilmezlerindir Ne De “Nimet-Mihnet” Ayıramazların

Adeta bu haliyle “can taşıyan”a güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı gayet tabiidir ki öğretebilemezsiniz.

Nimet Allah’ındır bilemeyenler, kendilerine rızk olanı da Allah’tan bilmezler. Ya ancak kendi amellerinin meşakkatine katlandıkları yolda kazandıkları şeydir yahut başkalarının tenezzülleri sayesinde onlardan gelendir diye bileceklerdir o halde. Bu tür zevata ha nimet ha mihnet aynı şey gelir. Yani ne yaranılır bilinmeleri ne yaranmaları farkeder bunların. Ayıramazlar. Kezalik ekmeği yutmak için bile katlanılacak şeydir çiğnemek hesaplarınca. Oysa hiç bir şey yapmasalar bile rızk gelir. Elinden bir şey gelmeyene de gelir. Rızık yine gelmiyorsa, gelecek günlerinin tükenmesi yani eceli o sebepte demektir. Öyleyse bu kişi için herşey mihnetten ibarettir ve hayatında adeta nimet hiç yoktur. Börtü böcek emsal insan işte böyle bir şey olsa gerek. Çünkü mütemadiyen var edilen nimet, bu zevatın indinde “sünnetullah icabı nasip olmuyor”dur. Katlanmanın kesin sonucudur kazanç sureta. Eyyama ve maişete bendedir bunlar.

Adeta bu haliyle “can taşıyan”a güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı gayet tabiidir ki öğretebilemezsiniz.

Bunalımlı-kaygılı zevat var bir de diğer yandan. Bunlarsa atie bendesi, tamah bendesidirler. Ötekiler ne kadar zillet hamalı ise bunlar bir o kadar telaşe tellalıdırlar. Ama yerinmezler. Ötekiler yutacak kadar çiğnenebilir ne bulurlarsa razı miskin iken bunlar ise daha massedilecek ne kaldı acaba iştihaları uğruna dolap çevirmekten ve yeni dolaplar çatmaktan yorulmazlar. Kazandıkları, ne zahmet ne tahammül mahsulüdür diğerlerinin aksine, bunlara göre ne kazandılarsa, onlar, elleriyle ve akletmeleriyle verdikleri/yatırdıklarının kati sonucudur. Hırçın ve saldırgandırlar. Tepinmelerinin karşılığı kazanç değil de kayıp ise, ayak değiştirirler ama durmazlar. Çünkü bu kişi için herşey gayretten ibarettir ve bunların hayatlarında da nimet yoktur… ibret de yoktur. Yaşamak için öldürürler. Zamanı öldürürler, mecali öldürürler, canlıyı öldürürler. Durmadan öldürürler. Önündekini kapar ardındakini teperler. Ölmeleri ise bir beklenmedik andır, aniden ve görünmeden gelen bir kazadır. Canavar emsal insan işte böyle bir şey olsa gerek. Çünkü mütemadiyen var edilen ganimet, bu zevatın indinde “gayretü’n-nas için mutlak sonuçtur”. Devinmenin ve kabzetmenin kesin sonucudur kazanç onlar göre. Hesap tamam ise hiç bir şey hesaplanan sonucu engelleyemez veya hesap tutmadıysa mutlaka biryerlerde bir hata vardır. İktisaba ve irtikaba bendedir bunlar.

Sureta bu haliyle “can artıran”a da güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı gayet tabiidir ki öğretebilemezsiniz.

Temel bir marazda eşittir bu iki tür insan. Ne helali bilirler ne haramı. Dolayısıyla şehri de bilmezler. Bunlara göre şehir ya sığışılınacak, istimal edilecek yerdir nimet-mihnet bilmezlere yahut söğüşlenecek, istismar edilecek yerdir günah-mübah bilmezlere. Bunların yaşadıkları güya şehirler izmihlale mahkümdur. Ahval ve etraf; nimet bilmezler için “ne yapalım öyle işte” durumundadır, günah bilmezler için ise “ne olacaktı ki başka” durumundadır. Oysa “hiçbir şey olmayabilecekken, yani kendileri bir hiç olabileceklerken” niye var olduklarını akletmezler bu insanlar.

Ezcümle şehir ne gecekonar’ı ne göğekonar’ı kabul eder oysa. Gecenin ve göğün sahibi vardır, şehir bunu bilir buna gelir. Ve gecenin de göğün de gerçek sahibi şehre gündüzü ve yeri tahsis etmiştir. Şehir yerini bilmekliktir, şehir için insanı bilmek bir ilktir. Şehir şehir bilmektir / Şehir insan bilmektir / Sen şehrini bilmezsen / Bu nice oturmaktır… Bu nice kurulmaktır.