Daha teferruatlı anlatıp da pekâlâ oyuncu olmaya deste boy, ortaboy torpilli makamı için canatanların talimine hizmet etmeyeyim.
"Capcanlı" olduğunu "objiektif bir mihenk taşına" kendini arzederek gösterme cesaretine davet ediyordum insanları, geçen yazıda. Bataklık kokusu ve kubur sefilliğinden başka hiçbir kıymet-i harbiyesi bulunmayan "demokrasi" herhangi objektiviteyi haiz değil çünkü. İbresine hiç kimsenin itiraz etmeyeceği gösterge olarak "deniz"i önerdim bir telmihle. Çünkü deniz "ölü"yü atar içinden, kabul etmez. Fakat her canlı için yer var denizde. Ancak canlı olan ve cana can katan her kim ise işte o, kimseye keyf bağışlamayan denizi kriter kabul etmeye cesaret edebilir. Patronaj eteği altından tehdit cihazı olarak kendini istismar ettirmez o kişi. Öyle bir şehrimiz olsun ki "mankeni, heykeli, donmuş olanı, cenazeyi, kuklayı" canlı kabul etmemizi dayatanları ve "çürük suyu" deniz imiş gibi gösterenleri deşifre etsin daha ilk elden o şehir. Temiz bir ölçüye ihtiyacımız var zira o şehrin kaçmaması için. Şehri geri çağırmanın yolu olarak dile getirilen önerilerin kabule şayan bir değeri var ise eğer, o değer, önerenin canefza bir şahsiyet olmasını ilzam ediyor kanaatimce.
Mesela, bugünlerde “makina faaliyetlerinden gelen kolaylıkların” en çoğunu kendine kazanmak için çabalayan insanlardan Mısırlı olanlar meydanları doldurmuş bir vaveyla koparıyorlar. Önceden meydanları doldurup talepkar olduğunu belli etmekle yapılmıyordu bu iş. Bir torpil edinmek için bir torpilliye yamanmaya çalışırdı insanlar eskiden. Makinanın sahibi az sayıda torpilli peydahlardı ve o torpilliler de makinanın arzını doyuran talepkar toplardı etraftan. Günler geçti ve makina sahibi torpilli sayısının artması mürüvvetini gördü. Evvelce işleyen tezgahını değiştirmek için gereken doneleri aldıkça makina sahibi eski torpillisini değiştirir. Ve bunu da torpilliyi çoğaltmak için yapar. O doneleri öyle ilk görüntü verdiği haliyle ve görüntü verdi diye kabul etmek acemiliği yapmıyor tabi makina sahibi. Sınıyor. Mursi tekrar büyük torpilli olarak geri getirilmeye değer bir “talip toplayıcılık” makamına layık mıdır değil midir sınanıyor. “Toplanır talip”liler de sınanıyor. Makina faaliyetlerinin istenirliğini artıran birer örnek olarak etrafını etkilemeyi vaadediyorlar mı etmiyorlar mı, sınanıyor aynı sıra. Şu makina sahibi, bu sınama tezgahını da eski tezgahın memurları olan eski küçük azınlık olan torpilliler eliyle işletir.
Makina faaliyetlerine öykünmek, makina arzcılığına öykünmek ve makina arzını doyurmaya katılmak yarışının gürültüsünden başka bir kıymet-i harbiyesi yok şimdiki günlere ait Mısır haberlerinin. Mursiperestiş güruh aslında “İkna edilmem için öyle çok da yorulmayın; “demokrat-otokrat” muvazenesini başarmanıza yardımcı olayım da şu sizin makinanın kazandırdığı konfor bana doğru daha hızlı ve daha bol aksın. Yani aracısız ve yağ gibi işlesin tezgahınız. Büyük torpilli memurun demokrat olduğu yalanı yanında otoriter olmadığı yalanına vaziyet etmekte zorlanıyordu, bak tezgahının bu gacırayan yerini de yağlıyorum işte. Kendimi otokritik ederim ihsas ettiğiniz yolda ve otoritenin sertleşmesine gerek kalmaz, aynı sıra, ben demokrasiperver görüntüsü verirken büyük torpillimiz de ülkeye demokrasiyi yayan adam rütbesine yükselir. Daha ne istiyorsun, uzatma şu işi, mursi imiş tursi imiş farketmez ama işte şimdi bir cilve-yi kader Mursi var ismini parlalttığın, zayi etme yatırımını, eski azınlık torpilli tayfanın herhangi fatura ödemesini de şart koşmuyorum, benim kartlarım açık, senin istediğinden başka bir elim de yok zaten.” diyor.
Mesela Türkiye’de de bir patırtı var. Bu patırtı Türkiye’nin şimdiki günlerine münhasıren farklı sadece Mısır’dakinden. Fakat aynı yerden çıkıyor. Büyük torpilliyle aynı ayar başka bir alternatif büyük torpilli var mıdır yok mudur Türkiye’de, işte bu sınamayı yapıyor makina sahibi. Ve muvazzaf büyük torpilli kendinden başka layık bulunmadığını ispat etmek çabası içindedir. Büyük torpilli atanmaya meyilli lisanslı ve hevesli namzetler, bu açılan sınavda kendi çaplarınca birşeyler yapıyorlar. Beceriksiz görünüyorlarsa o çabaları içinde, bu görüntüleri, aslında oyunun hassasiyetini pek iyi bildiklerinden kaynaklanıyor: hal-i hazır vazifedeki büyük torpilliyi yıkabilecek güçte olduklarını ispat edeyim derken [yukarıda serdettiğimiz] tezgahların tarumar olmasına ve foyası ortaya çıkmasına yol açmamalıdırlar çünkü. Zaten bu hassasiyeti bir ibadet vecdiyle gözetiyorlarsa, muvazzafın büyük torpilli makamından azlini kendi lehlerine karar aldırabilirler hatta. Sirkeleşmeyen namzet çirkefe bulaştırılmamayı hakettiği gibi, olur a, durup dururken yani sırf makyaj tazelemek için vazifeye atanabilir.
Neyse, eloğlunun oyunu bu. Daha teferruatlı anlatıp da pekâlâ oyuncu olmaya deste boy, ortaboy torpilli makamı için canatanların talimine hizmet etmeyeyim. Bu tezgahı deşifre ediyorsam, bencileyin zevatın bilmesi ve bileninin de hatırlaması gerektiği için yapıyorum bunu. Bizim şehrimizi kaçmaya, göçmeye zorlayan bu tezgahlardır diyorum. Bu tezgahlara gelen “çürük, ölü, çöp”lerdir diyorum. Canlı imişler gibi muamele etmemizi dayattıkları kimselerin nasıl da ölü, çürük ve çöp derekesinde kimseler olduklarını işaret ediyorum.
Ve şehrimizi geri çağırmak için çabalarken, yeri yurdu işte bunlardan temizlediğimizi kendimize göstermek zorundayız. Kimlerden temizleyeceksek şehri, onlardan temizlenme işimizin zemini meçhul de değil bize. Şu meşum talipli küçük torpilli çoğunluk ve mahut arzcı büyük torpilli azınlık “şehre yakışan teçhizatın” kolaylık, ucuzluk, devamlılık, yaygınlık, yenilik, hızlılık ve bilmem hangi beladan başkası olabilemeyeceğini propaganda ediyorlar. Bu işlerin büyük torpilliye düşen fasıllarını “siyasi hesaplar” ve “gündeme yerleştirme” başlığı altında toplayabiliyoruz. Bütün bütün torpillilik heveslerinin en büyüğünden en küçüğüne şehrin her kimsesini ilgilendirdiğini gördüğümüz diğer fasılları ise Enerji, Verimlilik ve Kâr diyerek başlıklandırabiliriz.
Bu beş fasıl, makina faaliyetinin hem zemini hem besini. Ve öyle ki, nimet ne kelime rızık ne kelime rahmet kavrayışını gelip işgal etmiş olan makinadan şehri temizlemek için o beş alanda mücadele etmek zorundayız. Ama öyle zor ki hem de nasıl zor. Çünkü makina yerine “iş”i getirmedikten sonra şehri temizlemeye çalıştığımızdan bahsedemeyeceğizi iyi bellemeliyiz. Bu belleyiş zor. Makina ve makina faaliyeti değil iş’tir esas olan sıhhatini kazandırmalıyız o şehre bir de. Bunu kazanmak da zor. Yine de şehir gelmeyecektir bu işleri yaptığımız yere. Çünkü şehrin gelmesi için bize inanması gerekiyor. Şehir, iş’e inanmak için o işi işleyende “ne işin ne de işleyenin rahmet makamını işgale yeltenmediğini” hissetmelidir. İlk karşılaşacağımız muaheze: “ha makine ha iş işleyiş” şeklindeki tuzaktır. Ama ilk karşılacağımız mert soru da aynı kelimelerle sorulacaktır: “İş nedir, makina nedir, makina niçin bir tür iş işleyiş değildir”. Ey canlı olduğunu iddia eden hasbi tembeller bu sorulara cevap verebilemeyeceğiniz için içiniz titredi mi? Ey can çekişen nadim tembeller bu sorulara cevap verilebileceği ümidi içinizi titretti mi?