Nedir Bu Yarış: Kur’an’ın Yemin Ettiği Şehirlere Kavuşmak İçin Mi?!

Doğan şu 20 milyonluk şehir ve onu doğuran 20 milyonluk ittihadın küçük birer timsali olan “numune insan” acaba bir telmihle üzerimize alacağımız yeminin vücut bulmuş bir değişik tecrübesi midir?

Hiç de bile öyle değil. Ama yine de soruyoruz. Çünkü “iyilik, güzellik, titizlik” ve bunlar gibi dikkatlere, değerlere bindiriyorlar ne yapılmaktaysa hepsini. Kim onlar? Yaptıkları kesinlikle ve kesinlikle “inşaat”tan koparılamayacak kadar betona düşen kişilerdir onların önde gidenleri. Ve yanlarında gidenleri ise ağaç gibi su gibi havadarlık gibi insanlık gibi inşaata engel olan şeylere sadece düşman olanlardır. Fakat merkezinde işbu düşkünlük ve düşmanlık olan işler iyilik, güzellik ve titizlikle bağdaşır işler değildir. Yine de bu yalan hüküm sürmektedir. Büyük bir yarış halinde hatta.

Resulullah Efendimiz’den intikal eden çokca tenbihten birkaçı bi’l-hassa “ümmetinin ittifakı”na ilişkindir. Manaları birbirine tamamlayıcı gelen o tenbihlerden anlıyoruz ki “ümmeti şerde ittifak etmez”, “ümmetinin ittifakında hayır vardır”, “ümmetinin ittifak ettiği şeyde hayır vardır”.

Peki 20 milyon nüfusu istikbal eden bir şehirde ittifak etmemiz Resulullah’ın razı geleceği bir hal midir? Ve bu nüfusa bizi iblağ eden muharrik, gerçekte Resulullah’ın rızasına intikal azmimiz midir? Bir kuvvette bir çoklukta toplaşmak sayesinde ancak hasıl olabilen bir hayra amadelikle mi, o hayra iştirak için mi bu kadar kalabalık bir şehir ortaya çıkardık? İttifak ettiğimiz bir hayrın mücahidi olmak insiyakımızdan tabii surette zuhur eden, “söz birliği etmekten” naşi bir şehir midir mesela İstanbul? Eğer öyleyse Resulullah’ın razı olacağı ve kıvanç duyacağı bir “güç” ishal ediyor olmalıdır İstanbul? İstanbul bir tür ittihad-ı müslimin ibra etmekte midir? Neticeye bakınca tebarüz eden… yemin edilesi ulviyette bir şey doğmuştur diyebilecek miyiz?

Doğan şu 20 milyonluk şehir ve onu doğuran 20 milyonluk ittihadın küçük birer timsali olan “numune insan” acaba bir telmihle üzerimize alacağımız yeminin vücut bulmuş bir değişik tecrübesi midir? Cenab-ı Allah “O belde”ye ve “o vâlid”e ve “o veled”e yemin ediyor ve “o beldeye münhasır halle halleniş”e de yemin ediyor (okuyunuz Beled Suresi’nin ilk dört ayeti). Şehrin hal-i hazır vaziyetinde ve işbu vaziyetin failleri olan hemşehride yemin edilesi ulviyette ne var ki, biz müslümanlar İstanbul’un ve İstanbullu’nun Resulullah’ın mirasından hisseyab tıyneti haiz olduğunu ileri sürebilelim?

Bu yeminler bir iltifat elbette. Ve elbette iltifat edilende bir liyakati muciptirler. O liyakat hem lütfu ümidedebilir tutumla amel eden müstakar insanı hem o amellerden mahreçle başarılmış bir şehri işaret ediyor olmalıdır. Biz bugün o işareti almış ve takip etmiş insanlar olduğumuzun delilidir diye ibraz edebilecek miyiz İstanbul’u? Eğer Şair İsmet Özel’in bir değişik sözle… “hayata gelmek saldırıya uğramak zaten” diyerek resmettiği “le kad halekna’l-insane fi kebedin” ayetinden öğreniyoruz: insan zahmet, sıkıntı ve zorluklar içinde yaratılmıştır. İçinde bulunduğumuz işbu meşakkat ve musallat karşısında iman, sabır ve merhamet üzre durup dikilmek nimeti de var nasibimizde fakat. Böylece ikisinden birini ihtiyar mevziinde zuhbeten hangi yolu tuttuğumuzu hem muayene hem murakebe ederek şehirliliğimize biraz önce yönelttiğimiz suallerin cevaplarını vermek durumundayız. Ya meymenet ehlindeniz ya şeamet.

Vücut bulan ve halimizden naşi manzarayı teşkil eden şehrimiz; gelişimizin ve gidişimizin meymenetli bir geliş-gidiş mi yahut bir meşum geliş-gidiş mi olduğunu itirazı gayr-ı kabil kesinlikte açıkça göstermektedir. Baki akıbet bize “vahlar olsun toprak döşenip taş yaslanan kalsaydık da, hazarıyla ateşini hazırlayanlardan olmasaydık” dedirtmesin istiyorsak, şu büyük yalandan çıkıp yemine, harem-i âmin’e girelim inşallah. Bulunduğumuz yerden ta Kabe’ye kadar emniyet teklif ederek geldiğimizi ileri sürebilmek hâlâ önemliyse tabi. “Uksimu bihaza vâlidin ve ma veled” sözü “doğurucu” vasfına binaen bütün insanı ve bütün insanoğlunu muhatap almaktadır ki uyanıp silkinmekte müttefik akıl sahipleri için yeterli nasihattir vesselam.