İmkan ile mümkün arasında, şehir ile şehir arasında, tekid ile takad arasında başkalık, çelişki olup olmadığını neyi gizlediğiniz belli eder.
Türkiye’nin yani benim mümkünüm ile imkanım arasında hiçbir çelişme, başkalık, reddediş, yokluk, boşluk bulabilemezsiniz. Resulullah’ın mirası olan sünnet ve kitaptan naşi bir imkan ise şahsiyet-i Türkiye, ben de o imkanla mümkün bir zat-ı şahsiyeyimdir. Öyleyiz zaten. Bu kavrayış tekid – takad işlemeklikle hem şerian hem nehican alakalıdır en başta. Sağlamlığınızla neyi sağlamlaştırdığınız önce ilkenizle ve peşinden de o ilkeye bağlı değişmekten başka hiçbir değişikliğe uğratılamaz metodunuzla alakalıdır en başta.
Benim şehir ve demokrasi hakkında itikadımın ve takadımın ne olduğu belli. Fakat Başbakan’ın belli değil. Zira “gizli gündemin gizliliği” giz ibraz etme demi gelmeden önce ne pahasına olursa olsun muhafaza edilmeliymiş. Dolayısıyla “kad kametü’n-netice ve kad kametü’l-gaye” diyemediğimi hiç kimse iddia edemez. Fakat Başbakan’ın neyi yerine getirdiği tebarüz etmiş değildir ve ibraı için “lehine evetçi” sandığına da sanmadığına da müracaat etmesinin ve itibar etmesinin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Sadece bir şeyi ifşa etmek neticesi vardır.
Şimdi… Kendini ortaya koymadığı yollu istintaka çekildikte, zahiren “bütün muhasebelere ve musahabelere ve mebaheselere” açıklık makamında olduğu için “bir gizli gündemi var” diye Başbakan’ı itham etmek her müstantikin harcı değildir. “Açıklık” bakımından biremsal makamda olan gerek bu iddia için. Müstantik gerekmez. Başbakanlık makamının aleniyetine emsal bir aleniyeti haiz olmak, o makamın emsali bir şahsiyeti haiz olmak demektir. Elalemin ne diyeceğine kendini rabdetmediği gibi zatü’l-ihtiyar her hangi şahıs, hem batında hem zahirde beliğ olarak malumdur ki Başbakanlık makamının aleniyetine mukabil makamdadır. Her insan o makamda olmak imkanını haizdir. Fakat her insan o mümküne sahip değildir. Bir mümküne sahip olmak o mekkenenin imkanını haiz olduğunuzu gösterir. Ama bir imkanı haiz olmak o mekkenenin mümkününe sahip çıkıyor olduğunuzu göstermez. İnsan cinsindensiniz diye haizi bulunduğunuz bir imkan, o imkanın düşmanı bir şahsiyete dahil olduğunuzu ifşa eden karinelerin görünmesini sağlar hatta.
Sonra… Sözün sonrası ahvalin faalle tahkiki yahut tenkidi faslıdır. Ben 1991 senesinden beri “etrafını çöpüyle, gürültüsüyle, kalabalığıyla” rahatsız eden bir şahsiyetle mücadele halindeyim. Mücadelem idareye, hakemiyeye, zabtiyeye malum. Sözüm de özüm de gizli değil. Tekidim takadim, imkanım mümkünüm muvafakat, mutabakat, zimmet, iltizam tertibiyle sapasağlamdır. 23 senenin hadisatı, halikatı, fiiliyatı, vukuatı ile tahkiklidir. Gözü kesen tenkit etsin. Fakat Başbakan daha yenide şikayetçi oluyor ÇEVREYİ KİRLETENlerden GÜRÜLTENlerden. “Tencere tava çalmaya başlarsa komşunuz” diyor Başbakan, “onu savcıya şikayet edin, ihbar edin”. Fakat 23 senedir türdeş ihbarımın ve şikayetimin mevzuu olan Mustafa Koca’ya itibar ediyor, lütfediyor, ikram ediyor. Kimdir Mustafa Koca? ASKON’un (Anadolu Aslanları İşadamları Derneği’nin) başkanı, İki Yıldız Çamaşırları markasının sahibi şirketin ortağı. Başbakan’ın “ekonomik, sosyolojik, politik tavsiyeler” dinlediği bir ahbabı, ashabı.
Evimin karşısında fabrikası olan markanın sahibidir, Başbakan ashabı bu adam. Evim sanayi çarşısında değil ha! Tamamen mesken tasarruf edilen bir mahallenin tam ortasında o fabrika. Ve kapıları, camları açık sabahın 7’sinden akşamın 7’sine dışarıya pislik, gürültü ve kalabalık kusuyor. Daha iki üç sene öncesine kadar haftanın her günü sabahın 7’sinden gecenin zifirine kadar kusuyordu. Kriz vurdu biraz da haftada iki gün ve beş günde 5 saat hesabıyla 35 saatimiz TEMİZ. İşbu zahire bakınca söylesek ki “Başbakan şöyle bir adamdır işte”, o sözümüz kimseye sevinç duyurmayacak. İşbu zahir sadece zahirdir önemsemeyerek desek ki “Başbakan şöyle bir adamdır gerçekte” o zaman da “gizli gündemlerinin aslında ne türden adamları” sevindirdiği belli olacak.
Bu halde bütün siyasi hayatı bir köprüyü geçiş olduğu tezkiremiz muvacehesinde aşikar bugünün Başbakan’ı o köprüleri geçene kadar şehir nedir bırakmayacak böyle giderse. Umursamıyor. Pardon sadece kendini umursuyor, sadece kendini umursayanlarla beraber olmuş zahir. İmkan ile mümkün arasında, şehir ile şehir arasında, tekid ile takad arasında başkalık, çelişki olup olmadığını neyi gizlediğiniz belli eder. Yahut belli ve bariz fiillerinize “açıklıkla bakan ve gören alnı açıklar” karşısında bir şey gizlemeyi başaramazsınız. Çünkü hayat fiillerimizle yürüterek doldurduğumuz bir hakikattir ki, bu sayede huzurunda sükuttan ve takrirden başka çareniz olmayan bir tahkik edici arıyorsanız veya çekiniyorsanız, dünyada hayattan daha büyük muhakkik göremezsiniz. HAKKA, karşısında hiçbir gizin gizlenebileceği bir kuytu, gölge ve delik bulunamayan başbakanlıktan da güçlü bir hakikattir. Bu hakikate göre böyle giderse mehirli mehirsiz şehir mehir kalmayacak Allah muhafaza.